26 Eylül 2012 - 20:30

Allah’ın adıyla İmâm Ali (a.s) fiilî olarak Müslümanların yönetimini üstlendiğinde daha önce de söz konusu ettiğimiz gibi ilk iş olarak gerek merkezî hükümette kayrılarak mevki sahibi olmuş kişileri ve gerekse çevre illerdeki liyâkat sahibi olmayan valileri azledip yerlerine takva sahibi, ufku geniş, ileri görüşlü, ilmi derin, şahsiyetli ve güvenilir kişileri tayin etmişti.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bununla birlikte, her ne kadar güvenilir olsalar da ihtiyadî tedbir olarak (ileride bir mazeretleri olmasın kabilinden) valilik görevine atamış olduğu kişiler için talimatnameler hazırlayıp kendilerine anlamlı nasihatlerde bulunmuştu. Bu genelgeler vali olacak kişilerin makam ve mevki iğvasına kapılmadan, İslâmî şahsiyetlerine halel getirmeden halka karşı nasıl bir siyaset izlemeleri gerektiği ile ilgili bilgileri ihtiva etmektedir.

Söz konusu bu talimatnamelerin en meşhurlarından biri de Malik Eşter için yazmış olduğu genelgedir. Aslında bu talimatname Malik Eşter nezdinde tüm yönetici konumunda olan kişileredir.

Kısaca özetleyecek olursak İmâm Ali (a.s) Malik Eşter’in şahsında Müslüman yöneticilere tavsiyesi öncelikli olarak makamları gereği sorumluluk hissi içerisinde Allah’tan korkmaları, takva sahibi olmaları, adil kararlar alarak halka merhametle muamele etmeleri.. Memurundan esnafına, çiftçisinden zanaatkârına, yoksulundan yaşlısına kadar halkın her kesimini gözetip haklarını korumalarını tavsiye etmektedir. Özetle ve maddeler halinde aktaracak olursak:

1- Heva ve hevesine hakim ol, sana helâl olmayan şeyleri yapma. Nefsini bunlara meylettirme. Nefsini kötülükten alıkoymak, sevdiğin yahut nefret ettiğin şeylerde ona hakim olmak, ona insafla muamelede bulunmaktır. Her zaman haddini bilmelisin. Kendi haddini bilmeyen kişi başkasının haddini hiç bilmez. Kendine temiz işleri misyon edin, en fazla sevdiğin azık sence bu olsun.

2- Halka merhametle muameleyi kendine adet edin; onları sevmeyi, onlara nezaket duyguları besleyip, onlara lütfetmeyi huy edin. Başarıyı sert mizaçlılıkta asla aramayasın. Müslüman olsun veya olmasın herkese adil davranmalısın. Zira onların birkısmı dinde seninle kardeştir, diğer bir kısmı ise yaratılışta seninle eşittir.

3- Dürüstlüğünle, özverili çalışmalarınla, yaptığın hizmetlerle onların güven ve teveccühünü kazanmış olursun. Bayındırlık hizmetleriyle, adil davranışlarınla halkın iyiliğini istediğini ispatlamalısın. Ancak yaptığın iyi hizmetlerinle kimseyi minnet altında bırakmamalısın. Yaptığın hizmetleri çok görerek övünüp gururlanmamalısın. Halk karşında ezilip büzülmemeli, onurluca durabilmeli ve taleplerini çekinmeden dile getirebilmeli.

4- Öfkeli davranmaktan sakınmalısın. Her hâlükârda kendine sahip olup dilini tutmalısın. Öfkeli iken ceza vermekten sakın, vereceğin hükmü tehir et. Kızgınlığın yatışsın ki müsbet ve adil kararlar veresin. Senin işlemiş olduğun günahları Allah’ın bağışlamasını nasıl istiyorsan sen de halkın bazı yanlış ve kusurlarını bağışla. Halkın iyilerini öv, çektikleri zahmetleri say ve takdir et. Zira insanların güzel huylarını, özverili çalışmalarını dile getirmek onların gayret ve şevklerini arttırır. Allah dilerse iyilikte geri kalanları da bu vesile ile o yola sevkeder.

5- Halkın büyük işlerini göreceğim diye küçük ve ehemmiyetsiz işleri de ihmâl etme. Az bir lûtfun bile bir yerde işe yarar, ondan da faydalananlar olur.Halkın taleplerini yerine getirmeye çalış. Hiçbir zaman halka verdiğin sözden geri dönmemelisin. Yapmaya güç yetiremeyeceğin işleri de vaad etmeyesin. Yalan vaad er veya geç sahibini rezil eder. “Allah’ın gazabını celbeden şey, yapmayacağınız şeyi söylemenizdir.“ (Saf:3)

6- Öncelikli görevlerinden biri de yoksul, özürlü ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklından çıkarmamalısın. Memurların onları incitmesin, onlara kaba ve kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardıma ihtiyaç duydukları her zaman huzuruna çıkabilmeliler. Ayrıca mahcubiyetlerinden dolayı sana gelmeyenleri sen ara, bul. Bu iş için güvendiğin takva ehli kişileri görevlendir ve gereken yardımı yap. Bunlar toplumun en çok şefkat ve merhamete muhtaç kesimidir.

7- Memurlarını seçerken daha önce zalim yöneticilere hizmet etmemiş, mazlumlara karşı zulümlerden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat et. Doğru, dürüst, çalışkan, güvenilir ve hamiyetperver kişileri yardımcın olarak seç. Çıkar ummadan, korkmadan cesurca gerçekleri söyleyebilenleri tercih et.Taraf tutma, hısım kayırma. Bu tür davranışlar seni zulme ve despotluğa çeker.

8- Zekât, humus ve vergi gelirlerini asla ganimet olarak görmemeleri için, haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarına yeterince maaş öde. Memurlar senin murakaben altında olsun, onları denetle. Samimi kişilerin istişarelerine açık ol, bilge insanlara değer ver, onlara danış, aydınlatıcı fikirlerinden faydalan.

9- Esnaf ve tüccarlara dikkat et, onlara gereken önemi göster. Çarşı ekonomisi onların sırtında dönmektedir. Onların kadrini kıymetini bilesin. Ancak kâr marjını yüksek tutmalarına, ihtikâr ve karaborsacılık yapmalarına ve mal stoklamalarına asla fırsat vermemelisin.

10- Tarımla uğraşanlara, köylü ve çiftçiye ehemmiyet göstermelisin. Onlar emek ve alın teri dökerek halkın her kesiminin gıda ihtiyacını karşılamaktadır. Onlar aynı zamanda devletin de servet kaynağıdır. Onlar da bir servet gibi gözetilip korunmalı. Hakları ve emekleri asla zayi edilmemeli.

11- Orduna sadece Allah için, Resulü üçin ve İmâmı için en fazla öğüt verenlerinden, emânet ve iffet bakımından en temiz olanlarından, hilimde en üstün bulunanlarından komutanlar seç. Bunları, öfkelendiği zaman öfkesini yenen, cezâ vermekte acele etmeyen, özür kabûl eden, zayıfları esirgeyen, kuvvetlilere karşı gevşemeyen kişilereden seçip tâyin et; bunlar ne zora başvuranlardan olsun, ne zaafa düşenlerden.

12- Allah’a karşı insaflı ol, haddini bil. İnsanlara, ehline, buyruğuna uyanlardan, halka gereği gibi hizmet eden memurlarından memnun kaldıklarına da insafla ve cömertçe muamelede bulun. Onların özverili ve fedakârca yapmış oldukları hizmetleri suistimâl etme. Onların kadrini bilmez, onları takdir etmezsen onlara da zulmetmiş olursun.

13- Halkın yönetim işini senin emrine vermiş, onlarla seni sınamaya uğratmış olan Allah’ın azametiyle boy ölçüşmeye, O’nun kudretine kendi gücünü-kuvvetini benzetmeye kalkışma. Böylesi bir tutumla Allah ile savaşmaya kalkışmış olursun. Oysa Allah, kullarına zulmedenin düşmanıdır. Allah, kendisiyle düşmanlığa girişenin delilini batıl eder. Allah her zorbayı hor ve hakir kılar, her ululananı alçaltır.

14- Şu hakikati bilmiş ol ki, zalimler Allah’ın azabından kurtulamaz..Zulmünden geçinceye, tövbe edinceye dek o kişi Allah’la savaşmış olur. Allah’ın nimetlerini bozan, zail eden, azabının çarçabuk çatmasına sebep olan şeyler içinde zulümden daha güçlüsü yoktur. Çünkü Allah mazlumların dua ve feryadlarını işitir; zalimlere de çetin olan azabını yollar.

15- Sakın ola ki, ‘Ben onlara buyruk verenim, emrime uyulması gerek‘ demeye kalkışma. Onlara tepeden bakma. Böylesi bir tutum gönle gurur verir, dinî hassasiyeti gevşetir, nimeti bozar. Gönlüne böyle bir vesvese gelirse, güç ve kuvvetinin üstünde olan Allah’ın güç ve kudretini hatırla, O’nun azameti karşısında kendi aczini gör. Bu asi olan, başkaldıran, serkeşlik eden nefsini yatıştırır, kibrini, gururunu giderir ve aklını başına getirir.                                              

Başta “Nehc’ül Belaga“ olmak üzere değişik eserlerden derleyerek aktarmış olduğumuz bu “genelge“ günümüzdeki siyasetle, yönetimle iştigal edenlere de ışık tutmaktadır. Aslında bu talimatname “yönetici konumundaki tüm Müslüman yetkililere genelge“ konumundadır. Velâyet ilkesine inanan her mü’min yönetici için bu talimatname bağlayıcılık arzetmektedir. Hak ve adalet aşığı yöneticilere ithaf olunur.

Bir başka ifadeyle, maddeler halinde aktarmış olduğumuz bu genelge zahiren bakıldığında her ne kadar “tavsiye“ niteliği taşıyor olsa da asıl olarak bunun hem Yüce Allah’a karşı hem velâyet makamı nezdinde bağlayıcı özelliği vardır. Nasıl ki, içki yasağı ile ilgili ayette “..artık vazgeçtiniz değil mi?“ sözü tavsiye kipi olarak kullanılmasına rağmen İslâm’da alkol ve uyuşturucu içeren maddeler kesinlikle haram olduğu gibi söz konusu kurallar da tavsiye kipinde kullanılmasına rağmen muhataplarını bağlayıcı ve kayıtlandırıcı niteliktedir.

Kısacası, bu tavsiyeler aynı zamanda mutlak manada uyulması gereken kurallardır. Uyulmadığı takdirde hem Allah’a karşı günah işlenmiş olur hem de velâyet makamına karşı sorumluluk ihlâl edilmiş olur. Böylesi bir ihlâlin nasıl olumsuz sonuçlar doğuracağı şu ayetle örneklendirilebilir:

 “Kötü yöneticiler bir ülke yönetimini ellerine geçirdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar. İşte onlar böyle yaparlar.“ Neml:34)

Kadim tarihten günümümüze kadar insan topluluklarının iktidar ilişkisine baktığımızda ayette belirtildiği gibi nice kötü yöneticiler baskı ve zulüm politikalarıyla hükmettikleri halkların insanlık onurlarını ayaklar altına aldıklarını, onları kendi sistem ve ideolojilerinin kölesi yaparak hor ve aşağılık kıldıklarını görmekteyiz. Günümüzde de bunun örnekleri çoktur.

Bu olay bir de mefhum-u muhalifinden değerlendirilecek olursa, yani nasihatlere ve genelgedeki kurallara uyulacak olursa, yöneticiler bu ilkeleri kaale alacak olursa hiç kuşkusuz o belde güllük gülistanlık olur. İnsanlar güvenlik, huzur ve sefa içerisinde, insan onuruna yaraşır bir şekilde güzel bir hayat sürerler. O belde adeta yeryüzü cenneti olur.

Nasihatler olası olumsuzlukların vuku bulmaması için otokontrol mekanizmasıdır. Bu nedenle diyebiliriz ki nasihatler önleyici ve ihtiyadî tedbir niteliğindedir. Nasihat aynı zamanda hüccettir.“Nasihatleri ne kadar umursamazsan kendine o kadar zarar vermiş olursun“ özlü sözü bu gerçeğe işaret etmektedir. Elbette ki yönetici konumunda olupta nasihatleri kaale almayan kişi sadece kendine değil yönettiği halka da yazık etmiş olur.

Yönetim ve siyasette kendisine yetki verilmiş kişiler şu gerçeği çok iyi bilmeli, İmâm Ali’nin (a.s) bu nasihatlerini ne kadar umursar ve kaale alırlarsa o kadar rahat eder ve yönettikleri halkın hoşnutluğunu kazanırlar ve onların hayır dualarını alırlar. Ahirette ise Sevgili Peygamberimiz’e (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’e komşu olurlar.

 “Adil yöneticiler cennette bana komşu olacaktır ve Allah Subhanehu ve Teâlâ onlara şefaat yetkisi verecektir.“ (Hadis)

 “Adil yöneticiler Allah’ın en sevgili kullarıdır, onlar cennette nurdan minderler üzerindedir.“ (Hadis)

 “Şiddetli azaba çarptırılacak olanlar halka zulmeden zalim idarecilerdir.“ (Hadis)

HAZIM KORAL